Dünya Bir Fikrin Tezahürüdür

Dünya; milyonlarca kişiye ev sahipliği yaptığı gibi, bu milyonların milyon tane düşüncesine de, düşüncelerin olgunlaşıp fikir akımlarına neden olmasına da müsaade etmesi ile duyarlılığın ve adaletin en hakiki olanına bürünmüştür. Cansız tabir ettiğimiz, toprak ve taştan ibaret olan dünya; kan ve etten oluşan, beyin ve kalbe sahip olan insana oranla daha içten ve daha adil.
Dünyanın varoluşu ve insanın yaradılışı bir fikrin tezahürü olması ile alakalı olarak, düşüncesiz ve fikirsiz bir yaratılmış düşünülemez.
Her dinin, her dilin her coğrafyanın kendine has kültür ve adetleri olduğu gibi diğer insanlara göre farklı düşünceleri de olabilmektedir. Olması abeslik teşkil etmediği gibi yanlış veya doğru olduğu yargısı ölçülerin tahakkümünde kalmalıdır, insanların önyargısında değil!
Savunulan düşünce akımı, bir başka akıma veya akımı savunan bireylerin özgürlük sınırlarına girmeyip, zulmetmediği müddetçe insanidir. Adil ve duyarlılığın getirdiği içtenlik ile bürünmüştür. Ancak, savunduğu düşünce ve düşünceye tâbi bireyler zulüm altın iken canı pahasına verdiği tüm çabayı, kendisine zıt bir topluluğa veya düşünceye yapıldığın da ise en azından bu çabanın en küçüğü olan üzüntüye kapılmıyorsa savunduğu fikride, içinde olduğu topluluğu da insanlık ölçüleri içerisinde sorgulamalıdır.
Düşünmeden ya da içinde hayat sürdüğü yaşam ile ilintili bir fikri olmayana yaşıyor demek, yaşam adlı emarelere külfet olmaktan başka bir şey değildir. “İnsan; Fikri ile şekil alan, düşüncelerinin verdiği ağırlıkla olgunlaşıp prensipler edinen bir varlıktır.”
Bu çerçevede, tüm insanlığın en küçük bireyine kadar bir fikre sahip olması gereksinmektedir. Bunun insanlık için önemli olan kısmı, o fikre ve fikre sahip olan bireylere yaklaşım biçimidir.
Özellikle ülkemiz yıllarca fikir ve düşünce savaşları vermiştir, kendi içerisinde. Renklerin çokluğu adı altında doğal olarak karşılanması gereken fikir çokluğunu, neden ise kin ve düşmanlık ile karşılayıp, hâlâ bu düşmanlığın kırıntıları ile uğraşmaktayız. Oysaki her fikir ve erbapları onlardan olmayan fikir ve bireylerine sadece adil ve anlayışlı olmak ile ileriye dönük bir yol kat edebileceğimiz, fikirlerince bilinmesi gereken en önemli husustur. Ki bu hususu göz ardı etmiş her akım, zamanın kör kuyularında yok olmaya mahkûmdur.
Bir düşünce akımı bir diğer düşünce akımına karşı saygı, sevgi ve duyarlılık çerçevesinde yaşam sürdürmeli. Bana göre doğru olan bir diğerine gör kesinkes yanlış olabilir. Bunu sade, ahlaki ve saygı çerçevesi içerisinde izah etmek her fikrin gereğidir. Bunun aksini, yani kin, düşmanlık ve ötekileştirme ile kendi fikrini en doğru olarak izah etmeye çalışan her topluluk; adalet ve empatiden yoksun, içtenlik ve duyarlılıktan uzak birer toplumsal canavar yetiştirmekten başka bir şey üretemez.
Olan biten onca çatışmadan, savaştan, adaletten soyutlanmış, hoşgörü ve nezaketten uzak tüm fiillere karşın olmamız gereken tek şey İnsan olabilmek ve insan kalabilmek. Fikri, ırki, dili ve dini tüm farklılıklara rağmen; karşı farklılıklara samimi bir adalet ile davranmak/yaklaşmak/sevmek.
Her akım yaşamda zihinsel bir yer kaplamaktadır. Asla yok sayılamazlar. Akımlar arası iletişim; duyarlılık, içtenlik ve adalet ile sağlanmalıdır. Bunun aksi düşmanlıktır, felakettir, zulümdür…
“Eylül; hepimize eşit şekilde geldi! Düşen her yaprakta huzur bulmanızı temenni ederim.”

Hoşgörüyle kalın…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Pages